Rekabet Kurumu İlaç Sektör İncelemesi Ön Raporu’nu Yayımladı
Rekabet Kurumu (“Kurum”), ilaç sektörü incelemesi kapsamında bir ilacın geliştirilmesinden perakende kanalda hastaya ulaşmasına kadar geçen sürece rekabet açısından etki eden unsurları incelemiş ve bu çalışmanın sonucunu İlaç Sektör İncelemesi Ön Raporu (“Ön Rapor”) ile kamuoyuyla paylaşmıştır.
Ön Rapor; ilaç sektörünün genel görünümü ile Kurum’un son yıllardaki sektöre ilişkin uygulamalarının yanı sıra, ilaçların üretiminden pazara giriş ve dağıtım aşamalarına kadar ortaya çıkabilecek rekabet hukuku meselelerini ele almakta; özellikle patent haklarının kullanımı, ruhsatlandırma ve geri ödeme süreçleri, münhasır dağıtım ilişkileri ve Kamu Kurum İskontosu (“KKİ”) uygulamasına ilişkin önemli değerlendirme ve öneriler içermektedir.
1. KURUM’UN İLAÇ SEKTÖRÜNDEKİ BİRLEŞME VE DEVRALMALARA YAKLAŞIMI
Ön Rapor, ilaç sektöründeki birleşme ve devralma işlemlerinin Kurum’un son yıllardaki uygulamasında önemli bir yer tuttuğuna işaret etmektedir. Farmakoloji alanında faaliyet gösteren teşebbüslerin teknoloji teşebbüsü kapsamında değerlendirilmesi ise ilaç sektöründeki işlemlerin bildirim yükümlülüğü bakımından ayrıca önem taşımaktadır. Ön Rapor, 2026 yılında teknoloji teşebbüslerine ilişkin bildirim rejiminde yapılan değişikliklerle istisnanın kapsamının belirli ölçüde daraltıldığını, ancak temel yaklaşımın korunduğunu belirtmektedir.
Ön Rapor ayrıca ilaç sektöründeki birleşme ve devralmaların değerlendirilmesinde yalnızca tarafların mevcut faaliyetlerinin değil, geliştirme aşamasındaki ürünlerin ve taraflar arasındaki potansiyel rekabetin de önem taşıyabileceğine dikkat çekmektedir. Bu nedenle, birleşme ve devralma bildirimlerinde tarafların potansiyel rekabet ilişkisine ilişkin bilgilerin sunulmasının bildirimlerin eksiksiz olması ve inceleme sürecinin hızlandırılması bakımından faydalı olabileceği ifade edilmektedir.
- İlgili Ürün Pazarının Tanımlanması
İlaç sektöründe ilgili ürün pazarının belirlenmesinde Anatomik Terapötik Kimyasal (“ATC”) sınıflandırması önemli bir başlangıç noktasıdır. Kurum uygulamasında ATC-3 ve ATC-4 seviyelerindeki sınıflandırmalardan yararlanılmakla birlikte, söz konusu sınıflandırmaların tek başına kesin bir pazar tanımı oluşturmadığı vurgulanmaktadır.
Bu kapsamda ilaçların terapötik kullanım amacı, hastalığın evresi, reçeteleme alışkanlıkları, hedef hasta grupları, endikasyon dışı kullanım, fiyatlandırma ve geri ödeme koşulları gibi unsurların da somut olay özelinde pazar tanımında dikkate alınabileceği ifade edilmektedir.
2. ÜRETIM AŞAMASINDA REKABET
- Patent Hakları ve Rekabet Hukuku
Ön Rapor, patent korumasının ilaç sektöründe inovasyonu ve Ar-Ge yatırımlarının geri kazanımını sağlayan meşru bir münhasırlık yarattığını kabul etmekte ve rekabet hukukunun ilgi alanına giren hususun patentin varlığı değil, kullanım biçimi olduğunu vurgulamaktadır.
Buna göre, patent sistemine özgü hak ve idari süreçlerin meşru amaçlarının ötesine geçerek rakiplerin pazara girişini güçleştirecek şekilde kullanılması rekabet hukuku incelemesine konu olabilecektir. Bu çerçevede Ön Rapor’un ele aldığı başlıca riskler; patent kümeleri ve bölünmüş patent başvuruları, patent otoritelerine gerçeğe aykırı veya yanıltıcı bilgi verilmesi, dava ve ihtarname gibi hukuki araçların hak arama amacını aşarak kullanılması ve erteleme-için-ödeme anlaşmalarıdır.
- Patent Kümeleri ve Bölünmüş Patentler
Çok sayıda patent ve bekleyen başvurudan oluşan patent kümeleri ile bölünmüş patent başvuruları, patent mevzuatı kapsamında olağan işlemler olmakla birlikte, eşdeğer ilaç üreticileri bakımından hukuki belirsizlik, ilave maliyet ve dava riski yaratarak pazara girişi geciktirebilmektedir.
Bununla birlikte Ön Rapor, patent kümeleri ile bölünmüş patent başvurularının Türkiye’de henüz yaygınlaşmadığını ve AB’ye kıyasla sınırlı ölçekte kaldığını belirtmektedir.
- Patent Uyuşmazlıkları, Sulh ve Feragat
Patent sahiplerinin dava açması, ihtarname göndermesi ve ihtiyati tedbir talep etmesi kural olarak meşru bir hak arama faaliyetidir. Bununla birlikte Ön Rapor, özellikle hakim durumdaki teşebbüslerin asimetrik bilgiye veya finansal ve organizasyonel güçlerine dayanarak bu mekanizmaları amaçları dışında kullanmasının rekabet hukuku bakımından risk yaratabileceğini belirtmektedir.
Türkiye özelinde ise Ön Rapor sistematik bir sorun tespit etmemektedir. Kurum bu riski değerlendirmek amacıyla 2015 yılından itibaren açılan yaklaşık 350 patent davasını incelemiş, bunlardan 26’sının sonuçlanma biçimini ayrıca analiz etmiştir. 2019-2025 döneminde patent ihlali iddiasıyla açılan 76 davanın dokuzunda ihtiyati tedbir kararı verilmiş, bunların ikisinde esasa ilişkin karar eşdeğer ilaç üreticisi lehine sonuçlanmıştır. Bu nedenle mevcut veriler ışığında ihtiyati tedbir uygulamalarının pazara giriş koşulları üzerinde sistematik bir sorun yarattığı yönünde bir tespitte bulunulmamıştır.
Ön Rapor ayrıca uyuşmazlıkların sulh veya feragat yoluyla sonuçlandırılmasının tek başına rekabete aykırı olmadığını vurgulamaktadır. Bununla birlikte, patent sahibinin patentin zayıflığına ilişkin bulgular ortaya çıktığında haklarından yalnızca davanın karşı tarafı lehine feragat etmesinin, hükümsüzlük kararının diğer teşebbüsler bakımından doğurabileceği sonuçları engelleyerek diğer eşdeğer ilaç üreticilerinin pazara girişini güçleştirebileceği değerlendirilmektedir. İncelemede bu nitelikte dört dava tespit edilmiş olmakla birlikte, ilave bulgular olmaksızın rekabet hukuku bakımından kesin bir çıkarım yapılamayacağı belirtilmiştir.
- Erteleme-İçin-Ödeme Anlaşmaları
Eşdeğer ilaç üreticisinin pazara girişini ertelemesi veya pazara girmekten vazgeçmesi karşılığında doğrudan ödeme, değer transferi veya başka bir menfaat elde ettiği erteleme-için-ödeme (“pay-for-delay“) anlaşmaları, potansiyel rakipler arasındaki rekabeti sınırlayabilecek uygulamalar arasında değerlendirilmektedir.
Kurum bu riski Türkiye bakımından kapsamlı şekilde incelemiş; incelenen davalarda rekabeti kısıtlayıcı davranış veya pazara girişin ertelenmesi karşılığında ödeme yapıldığına ilişkin bir emareye ulaşmamıştır. Bununla birlikte Ön Rapor, patent uzlaşmalarının tamamen risksiz olmadığını ve bu alanın Kurum tarafından yakından izlenmeye devam edileceğini belirtmektedir.
- Ön Rapor’un Üretime İlişkin Başlıca Önerileri
Ön Rapor, incelenen mevzuat ve uygulamaların eşdeğer ilaç üreticileri bakımından bütüncül bir pazara giriş engeli oluşturmadığını tespit etmekle birlikte çeşitli önerilerde bulunmaktadır.
Bu kapsamda patent uzlaşma anlaşmalarının yalnızca ihtilaf konusu patentleri ve bu patentlerin koruma sağladığı coğrafi pazarı kapsaması, pazara girişi orantısız biçimde ertelememesi ve yargılama giderleri veya olağan ticari gerekçelerle açıklanamayacak ölçüde menfaat içermemesi gerektiği belirtilmektedir. Bölünmüş patent, ihtar, ihtiyati tedbir ve dava gibi mekanizmaların eşdeğer ilaç girişini engellemek amacıyla kullanılmaması ve patent otoriteleri ile mahkemelere yanıltıcı veya eksik bilgi sunulmaması da vurgulanmaktadır.
Kurumsal düzeyde ise riskli bölünmüş patent başvurularının Türk Patent tarafından Kurum’a bildirilmesi, dava konusu patentlere ilişkin bilginin şeffaflaştırılması ve Türk Patent veri tabanının Espacenet ile uyumlu hale getirilmesi önerilmektedir.
3. PAZARA GIRIŞ AŞAMASINDA REKABET
- Ruhsatlandırma Süreçleri ve Ürün Yenileme Stratejileri
Ön Rapor’da ele alınan risk alanlarından biri, literatürde “ürün yenileme” (“product hopping”) olarak adlandırılan stratejidir. Bu strateji, patent koruması sona ermek üzere olan veya sona eren bir referans ilacın ruhsatının piyasadan çekilerek ürün portföyünün yeni bir ürün veya formülasyona yönlendirilmesi ve bu yolla eşdeğer ürünlerin pazara girişinin güçleştirilmesi şeklinde ortaya çıkabilmektedir.
Bir referans ürünün ruhsatının iptal edilmesi veya yeni bir ürüne geçilmesi tek başına rekabet ihlali olarak değerlendirilemez. Rekabet hukuku bakımından önem taşıyan husus, ürün yenilemenin kendisi değil, bu sürecin rakipleri dışlayıcı bir araç olarak kullanılıp kullanılmadığıdır.
Nitekim Ön Rapor, AB ve ABD’den somut emsal kararlara da yer vermektedir. Avrupa Birliği Komisyonu’nun AstraZeneca kararında, ilacın kapsül formunun ruhsatının üç üye ülkeden kaldırılması suretiyle eşdeğer ilaç üreticilerinin referans ürüne atıfta bulunmasının engellenmesi hakim durumun kötüye kullanılması olarak değerlendirilmiş ve bu tespit 2012 yılında Avrupa Birliği Adalet Divanı tarafından onanmıştır. Birleşik Krallık’ta Reckitt Benckiser kararında ise patent koruması sona eren bir ilacın, eşdeğerinin pazara girişinden hemen önce piyasadan çekilip yeni bir isimle yeniden sunulması rekabet ihlali olarak değerlendirilmiş ve teşebbüs uzlaşma yoluna gitmiştir. Buna karşılık ABD’de 2015 tarihli Mylan v. Warner Chilcott kararında, rakibin pazara girişi fiilen mümkün olduğundan benzer bir davranış ihlal olarak nitelendirilmemiş; bu çerçevede AB’nin davranış için haklı gerekçe arayan, ABD mahkemelerinin ise fiili pazara girişi esas alan daha az müdahaleci bir yaklaşım benimsediği görülmektedir.
Türkiye bakımından ruhsat sahibinin talebiyle gerçekleştirilecek ruhsat iptallerinin TİTCK onayına tabi olması önemli bir düzenleyici kontrol mekanizmasıdır. Bununla birlikte Ön Rapor, ruhsat iptal süreçlerinin ürün yenileme stratejilerine araç olma ihtimali dikkate alınarak gözden geçirilmesini önermektedir. Bu kapsamda, referans ürünün ruhsatı sahibinin talebi üzerine iptal edilse dahi ilgili toksikolojik, farmakolojik ve klinik verilerin eşdeğer ilaç başvurularında belirli bir süre daha kullanılabilmesine imkan sağlayacak bir mekanizmanın değerlendirilmesi önerilmektedir.
- Geri Ödeme Mevzuatının Pazara Giriş Üzerindeki Etkisi
Türkiye’de ilaç tüketiminin önemli bir bölümünün SGK tarafından finanse edilmesi nedeniyle bir ürünün geri ödeme kapsamına girip girememesi ticari açıdan belirleyici bir faktördür. Ön Rapor’da yer verilen verilere göre SGK, ilaç harcamalarının miktar bakımından yaklaşık %95’ini, değer bakımından ise %85’ten fazlasını karşılamaktadır.
- İç Referans Fiyatlandırma Uygulaması
Sağlık Uygulama Tebliği kapsamında aynı etkin maddeyi aynı dozda içeren ilaçlar eşdeğer gruplar altında toplanmakta ve geri ödemeye esas azami bedel belirlenen referans fiyat üzerinden hesaplanmaktadır. Mevcut sistemde referans ürün belirlenirken son beş ayın en az birinde %1 pazar payına ulaşmış ürünler dikkate alınmaktadır.
Ön Rapor, yalnızca pazar payına dayanan bu kriterin ürünün hastalar açısından fiilen erişilebilir olduğunu garanti etmeyebileceğine dikkat çekmektedir. Bir ürünün %1 pazar payına ulaşması, ülke genelinde düzenli biçimde tedarik edildiği veya hastaların ürüne fiilen erişebildiği anlamına gelmeyebileceğinden, ürünün bulunurluğu ve tedarik devamlılığının da dikkate alınması önerilmektedir.
- Geri Ödeme Listesine Hızlı Giriş
İlaç Geri Ödeme Yönetmeliği kapsamında eşdeğer veya terapötik referans grubundaki en düşük fiyatlı ürünün belirli oranda altında fiyat sunan ilaçların olağan komisyon dönemleri beklenmeden geri ödeme listesine alınmasına imkan sağlayan hızlandırılmış bir mekanizma bulunmaktadır.
Ön Rapor’un işaret ettiği temel sorun, bu hesaplamada referans alınan ürünün her durumda fiilen piyasada bulunmasının aranmamasıdır. Geri ödeme listesinde yer alan ancak piyasaya yeterince arz edilmeyen bir ürün, düşük fiyatıyla referans oluşturmaya devam ederek yeni bir rakibin hızlı giriş mekanizmasından yararlanabilmesi için sunması gereken fiyatı yapay biçimde aşağı çekebilmektedir.
- Ön Rapor’un Pazara Girişe İlişkin Başlıca Önerileri
Ön Rapor, mevcut sistemin temel yapısının değiştirilmesi yerine hedefe yönelik düzenleyici müdahaleler önermektedir. Bu kapsamda ruhsat iptal süreçlerinin ürün yenileme stratejileri bakımından gözden geçirilmesi, fiilen piyasada bulunmayan ürünlerin en düşük fiyat tespitinde referans alınmasının önlenmesi ve iç referans fiyatlandırmada kullanılan %1 pazar payı kriterinin hasta erişimi ve ürün bulunurluğu bakımından yeniden değerlendirilmesi öne çıkmaktadır.
Bu çerçevede Kurum, şekli mevzuat uyumundan ziyade söz konusu düzenlemelerin piyasadaki fiili etkilerine odaklanmaktadır.
4. DAĞITIM AŞAMASINDA REKABET
- Ecza Depoculuğu ve Pazar Yapısı
Ön Rapor, ilaçların sağlayıcılardan eczanelere ve hastanelere ulaştırılmasında temel dağıtım kanalı olan ecza depoculuğu pazarının önemli ölçüde yoğunlaşmış olduğuna dikkat çekmektedir. Nitekim serbest eczane kanalında faaliyet gösteren 92 ecza deposu arasında ilk iki deponun pazarın yaklaşık üçte ikisine, ilk beş deponun ise yaklaşık %90’ına sahip olduğu; ihale kanalında ise en büyük iki teşebbüsün pazarın yaklaşık yarısını, en büyük beş teşebbüsün üçte ikisini kontrol ettiği tespit edilmiştir.
Büyük ölçekli depoların ölçek ekonomileri ve finansal güçlerinden kaynaklanan avantajlarına karşılık, eczacı kooperatifleri ile küçük ve bölgesel depoların pazardaki varlığının rekabetçi baskının korunması ve hizmet kalitesi bakımından dengeleyici bir rol oynamaktadır.
- Devlet Malzeme Ofisi Sağlık Market Uygulaması
Kamu hastanelerinin ilaç tedarikinde kullanılan Devlet Malzeme Ofisi (“DMO“) Sağlık Market uygulaması, Ön Rapor’da özellikle yetkili satıcılık yapısı ve ihale rekabeti bakımından incelenmektedir.
2022 ve 2023 yıllarında gerçekleştirilen 53 binden fazla DMO alımının analizi sonucunda ihale fiyatlarının katılımcı sayısına duyarlı olduğu tespit edilmiştir. Özellikle tek katılımcılı ihalelerde fiyatların çoğunlukla KKİ uygulanmış fiyat üzerinden sonuçlandığı, katılımcı sayısı arttıkça ise indirim oranlarının yükseldiği görülmektedir. Aynı analizde, 2022-2023 döneminde ecza depolarının DMO ihalelerindeki kar marjının ağırlıklı ortalamasının yaklaşık %16-20, aritmetik ortalamasının ise yaklaşık %26-35 bandında olduğu ve bu oranın referans alınan azami %8 oranının çok üzerinde kaldığı tespit edilmiştir.
Bu bulgular doğrultusunda Ön Rapor, rakip ürünlerin yetkili satıcılıklarının aynı anda aynı depoda toplanmasını engelleyecek koşullar korunmak kaydıyla her bir il için en fazla beş yetkili satıcının belirlenmesini önermektedir. Arz zincirinin veya ilgili ürünün teknik özelliklerinin birden fazla yetkili satıcıyla çalışılmasını güçleştirdiği durumlarda ise Kurul tarafından muafiyet tanınabileceği belirtilmektedir.
- Münhasır Dağıtım İlişkileri
Özel hastane ihale kanalında üreticiler ile ecza depoları arasındaki münhasır dağıtım ilişkileri de Ön Rapor’un odaklandığı alanlardan biridir. İnceleme kapsamında elde edilen veriler, mevcut durumda münhasır dağıtım anlaşmalarının diğer depolara faaliyet alanı bırakmayacak ölçüde bir pazar kapamaya yol açtığını göstermemektedir. Ön Rapor’a göre özel hastane kanalında satılan ilaçların yaklaşık beşte biri ila dörtte biri münhasır depo tarafından tedarik edilmekte olup, bu oranın genel olarak düşük kalması mevcut münhasırlık düzeyinin pazar kapama etkisinin sınırlı olduğuna işaret etmektedir.
Bununla birlikte Ön Rapor, münhasır dağıtım anlaşmalarının bir veya az sayıda depoda yoğunlaşması ve bu tür anlaşmaların yaygınlaşması halinde rekabet açısından risklerin ortaya çıkabileceğine dikkat çekmektedir.
Bu risklerin sınırlandırılması amacıyla, münhasırlık öngören sözleşmelerde ecza deposunun rakip ürünlerle rekabet etmeme yükümlülüğünün etkin şekilde uygulanması gerektiği belirtilmektedir. Ayrıca münhasır dağıtımdan kaynaklandığı ileri sürülen etkinliklerin muafiyet değerlendirmesinde genel veya varsayımsal biçimde kabul edilmemesi, etkinlik kazanımlarının somut verilerle ortaya konulması ve ayrıntılı biçimde gerekçelendirilmesi gerektiği belirtilmektedir.
- Kamu Kurum İskontosu (“KKİ”)
Ön Rapor’un dağıtım aşamasında üzerinde durduğu bir diğer önemli konu, KKİ’nin uygulanmasında ortaya çıkan hukuki ve operasyonel belirsizliklerdir. Geleneksel modelde KKİ sağlayıcı tarafından ilacın ilk satışında doğrudan uygulanırken, bazı ürünlerde iskonto eczanenin KKİ’ye tabi satışı gerçekleştirdiğini sonradan belgelendirmesi üzerine sağlayıcı tarafından eczaneye geri ödenmektedir.
Özellikle sonradan ödeme modelinde eczanelerden İTS ekran görüntüleri, GLN numaraları veya benzeri bilgilerin talep edilmesinin kişisel ve rekabete hassas ticari verilere erişim ve veri güvenliği bakımından risk yaratabileceğine dikkat çekilmektedir. Ayrıca bu uygulamanın piyasa şeffaflığını rekabeti sınırlayıcı biçimde artırabileceği ve üreticilerin rakiplerine ait satış bilgilerine dolaylı yoldan erişebilmesi nedeniyle, TİTCK tarafından ilaçların izlenebilirliği amacıyla kurulan İTS altyapısının asıl işlevi dışına taşınmasına yol açabileceği değerlendirilmektedir.
Bu belirsizliklerin giderilmesi amacıyla Ön Rapor, KKİ’nin yalnızca SGK tarafından geri ödenen ve MEDULA üzerinden onaylanan reçeteler bakımından uygulanmasını ve KKİ’ye tabi ilaçların doğrulanmasının MEDULA ile İTS arasında kurulacak entegre bir veri paylaşım altyapısı üzerinden gerçekleştirilmesini önermektedir. Böylelikle sağlayıcıların eczanelerden ayrıca belge ve bilgi talep etme ihtiyacının ve buna bağlı veri paylaşımı risklerinin azaltılması hedeflenmektedir.
Ön Rapor ayrıca KKİ’nin hiç veya eksik uygulanması halinde eczanelerin uğrayabileceği zararın karşılanması amacıyla SGK nezdinde bir teminat hesabı oluşturulmasını ve bu hesabın KKİ’nin uygulanmadığı veya eksik uygulandığı durumlarda devreye girmesini önermektedir.
5. İLAÇ SEKTÖRÜNDE REKABET ÇALIŞTAYI
Ön Rapor’un yayımlanmasının ardından, ilaç sektöründe rekabetin etkin işleyişine ilişkin güncel gelişmelerin, sektörde karşılaşılan sorunların ve çözüm önerilerinin değerlendirilmesi amacıyla 21 Eylül 2026 tarihinde Rekabet Kurumu ev sahipliğinde İlaç Sektöründe Rekabet Çalıştayı (“Çalıştay“) gerçekleştirilmiştir. Kamu kurumları, özel sektör, akademi ve diğer sektör paydaşlarının katılımıyla gerçekleştirilen Çalıştay’da, Ön Rapor’da yer verilen tespit ve öneriler farklı paydaşların görüşleri çerçevesinde ele alınmıştır.
Çalıştay’ın ilk oturumunda Ön Rapor’un temel tespit ve değerlendirmeleri paylaşılmış; üretim, pazara giriş ve dağıtım aşamalarında rekabeti etkileyen unsurlar, patent koruması ile rekabet arasındaki ilişki, ruhsatlandırma ve geri ödeme düzenlemelerinin pazara giriş üzerindeki etkileri, ecza depoculuğu ve münhasır dağıtım uygulamaları, kamu ilaç alımlarında rekabet ve KKİ uygulamasında karşılaşılan sorunlar değerlendirilmiştir. Bu kapsamda, mevcut yasal, idari ve mali yapı içerisinde hayata geçirilebilecek iyileştirme önerileri de gündeme gelmiştir.
Kamu temsilcilerinin katıldığı ikinci oturumda ise ilaç sektöründe rekabet ve regülasyonun geleceği ele alınmış; ruhsatlandırma, fiyatlandırma ve geri ödeme mekanizmaları ile ilaca erişim ve sağlık politikalarının rekabet politikasıyla ilişkisi değerlendirilmiştir. Özel sektör temsilcilerinin görüşlerinin ele alındığı son oturumda da mevcut düzenlemelerin piyasa üzerindeki etkileri ile sektör paydaşlarının karşılaştığı sorunlar ve çözüm önerileri tartışılmıştır.
Çalıştay’da ayrıca rekabet, yatırım, inovasyon ve ilaca erişim arasındaki dengenin sağlanması üzerinde durulmuş ve ilaç sektörünün sürdürülebilir ve rekabetçi yapısının güçlendirilmesine yönelik düzenleyici çerçeve kamu ve özel sektör temsilcilerinin görüşleri doğrultusunda değerlendirilmiştir.
SONUÇ
Ön Rapor’un şirketler açısından öne çıkan temel mesajı, sektörel mevzuata uyumun tek başına rekabet hukuku bakımından güvenli alan yaratmadığıdır. Patent, ruhsatlandırma ve geri ödeme mevzuatının teşebbüslere tanıdığı hak ve imkanların rakiplerin pazara girişini veya büyümesini engelleyecek şekilde kullanılması, ilgili sektörel düzenlemelere uygun olsa dahi rekabet hukuku incelemesine konu olabilecektir.
Bu kapsamda, ilaç sektöründe faaliyet gösteren teşebbüslerin özellikle patent uyuşmazlıkları ve uzlaşmalarını, ruhsatlandırma ve geri ödeme uygulamalarını ve münhasır dağıtım ilişkilerini rekabet hukuku bakımından değerlendirmeleri önem taşımaktadır.



