Rekabet Hukukunda Anayasal Sınırlar: Anayasa Mahkemesi’nin Yerinde İnceleme ve Uzlaşma Kararlarının Değerlendirilmesi
Anayasa Mahkemesi (“AYM”), 17.02.2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 06.11.2025 tarih ve E.2023/174, K.2025/224 sayılı kararında[1] (“AYM Kararı – I”), 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un (“4054 sayılı Kanun”) 15. maddesinde düzenlenen yerinde inceleme yetkisinin Anayasa’ya aykırı olmadığına oyçokluğuyla karar verdi. Akabinde 09.03.2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 11.12.2025 tarih ve E. 2025/185, K. 2025/258 sayılı kararıyla da[2] (“AYM Kararı – II”) 4054 sayılı Kanun’un 43.maddesi uyarınca soruşturma sürecinin uzlaşma ile neticeye kavuşması halinde idari para cezası ve uzlaşma metninde yer alan hususların uzlaşan taraflarca dava konusu haline getirilemeyeceği hakkında oybirliğiyle karar verilmiştir.
1. AYM KARARI – I
a) Ford otosan bireysel başvurusu: yerinde incelemenin anayasal çerçevesi
AYM Kararı – I’i sağlıklı biçimde değerlendirebilmek için öncelikle Ford Otomotiv Sanayi A.Ş.[3] (“Ford Otosan”) tarafından yapılan bireysel başvuru kapsamında Anayasa Mahkemesi’nin yerinde inceleme yetkisine ilişkin yaklaşımına bakmak gerekir. Ford Otosan bireysel başvurusunda AYM, 4054 sayılı Kanun’un 15. maddesi çerçevesinde hâkim kararı olmaksızın gerçekleştirilen yerinde incelemeleri, Anayasa ile güvence altına alınan konut dokunulmazlığı hakkına yönelik bir müdahale olarak nitelendirmiştir. Mahkeme, bu müdahalenin ancak hâkim kararıyla ve gerekli güvenceler sağlanmak suretiyle meşru görülebileceğini vurgulamış; dolayısıyla, hâkim kararı olmaksızın yürütülen yerinde incelemelerin konut dokunulmazlığı bakımından anayasal bir sorun teşkil ettiğini ortaya koymuştur.
Ford Otosan kararına konu bireysel başvuru, yerinde inceleme yetkisine ilişkin tartışmayı sadece rekabet hukuku bağlamında değil, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimi ve konut dokunulmazlığı ekseninde de gündeme taşımıştır. Buna karşın Rekabet Kurulu (“Kurul”), anılan karar sonrasında dahi 4054 sayılı Kanun’un 15. maddesinin yürürlükte olduğunu ve Kurul’a yerinde inceleme yetkisi tanımaya devam ettiğini vurgulamış; bu dönemde gerçekleştirilen yerinde incelemelerde elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğu yönündeki savunmaları kabul etmemiştir. Böylece, yerinde inceleme işlemlerinin hukuki dayanağı ile anayasal güvenceler arasındaki gerilim, Kurul uygulaması ile AYM içtihadı arasında belirgin biçimde görünür hâle gelmiştir.
b) AYM Kararı – I: Somut Norm Denetimi Yoluyla 4054 sayılı Kanun 15.Maddesinin İncelenmesi
Danıştay 13. Dairesi ile Ankara 11. İdare Mahkemesi tarafından somut norm denetimi yoluyla, AYM Kararı – I kapsamında inceleme konusu hükümler, 4054 sayılı Kanun’un 15.maddesinin birinci fıkrasında yer alan “gerekli gördüğü hallerde” ifadesi ile aynı maddenin üçüncü fıkrasında yer alan yerinde incelemenin engellenmesi veya engellenme olasılığının bulunması durumunda sulh ceza hakimi kararıyla yerinde inceleme yapılabileceğini belirten ibaredir.
İlgili düzenlemelere ilişkin itiraz başvurularında özellikle temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması rejimi, konut dokunulmazlığı, hukuk devleti ve belirlilik ilkesine ilişkin anayasal güvencelere aykırı olduğu ifade edilmiştir. Madde kapsamında yer alan “gerekli gördüğü hallerde” ibaresinin anayasal ilkelerden “belirlilik” ilkesini zedeleyerek yerinde incelemenin konut dokunulmazlığı çerçevesinde yeterli anayasal güvence ve mekanizmaları kapsamadığı iddia konusu edilmiştir.
Bu başvurular üzerine Anayasa Mahkemesi, yukarıda bahsedilmiş olan daha önce vermiş olduğu Ford Otosan Kararı’ndan ayrılarak 6 Kasım 2025 tarihli AYM Kararı – I kararıyla 4054 sayılı Kanun’un 15. maddesinde yer alan Kurul’un yerinde inceleme yetkisine ilişkin düzenlemenin Anayasa’ya aykırılık teşkil etmediğine oy çokluğu ile karar vermiştir.
c) Aym’nin değerlendirmesi
“Gerekli Görülen Hâller” İbaresinin Esas Yönünden Denetimi
AYM, somut norm denetimine konu “…gerekli gördüğü hâllerde…” ibaresini yalnızca soyut bir yetki formülü olarak değil, devletin rekabet düzenini koruma yükümlülüğünün bir aracı olarak konumlandırmıştır. Bu çerçevede AYM, 4054 sayılı Kanun’un 15/1. maddesini Anayasa’nın 167. maddesinde yer alan “piyasaların denetimi ve dış ticaretin düzenlenmesi” hükmüyle birlikte ele almıştır. Anılan anayasal düzenleme uyarınca devlet, piyasaların sağlıklı ve düzenli işlemesini sağlamak ve tekelleşmeyi önlemekle yükümlüdür; AYM, rekabet otoritesine tanınan yerinde inceleme yetkisinin bu pozitif yükümlülüğün yerine getirilmesine hizmet ettiğini vurgulamıştır. Bu nedenle AYM, Kurul’un “gerekli gördüğü hâllerde” yerinde inceleme yapabilmesine olanak tanıyan ibarenin, Anayasa’nın 167.maddesi kapsamında meşru bir araç olduğu ve bu yönüyle Anayasa’ya aykırılık taşımadığı sonucuna ulaşmıştır.
Dikkat çekici olan nokta, AYM’nin bu değerlendirmeyi, Ford Otosan bireysel başvurusunda ayrıntılı biçimde tartıştığı konut dokunulmazlığı ekseninden ziyade, ekonomik düzenin korunmasına ilişkin anayasal görev üzerinden kurmasıdır. AYM, somut norm denetimi kararında, 4054 sayılı Kanun’un 15/1.maddesinin “…gerekli gördüğü hâllerde…” ibaresinin Anayasa 13.madde (temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimi) ve 21.madde (konut dokunulmazlığı) ile doğrudan bir ilgisinin görülmediğini belirtmiştir.
Sulh Ceza Hâkimi Kararı Alınmasına ve Uygulanacak Kurala İlişkin Düzenlemenin İncelenmesi
AYM’nin 4054 sayılı Kanun’un 15/3 maddesinin ikinci cümlesine ilişkin yaklaşımı ise, esas tartışmadan ziyade somut norm denetiminin usulî filtreleri üzerinden şekillenmektedir. AYM, itiraz yoluna başvuran mahkemelerin önündeki davaların, 4054 sayılı Kanun’un 16/1(d) maddesi uyarınca yerinde incelemenin engellenmesi sebebiyle verilen idari para cezalarının iptali istemine ilişkin olduğunu; ancak bu davalara konu olaylarda, yerinde incelemenin engellenmesi nedeniyle alınmış bir sulh ceza hâkimi kararının fiilen bulunmadığını tespit etmiştir. Bu tespit üzerinden AYM, başvuruya konu kuralın, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinde öngörülen “bakılmakta olan davada uygulanacak kural” olma şartını karşılamadığı sonucuna varmıştır.
Başka bir ifadeyle, AYM, 4054 sayılı Kanun’un 15/3. maddesinin ikinci cümlesini içerik bakımından ele alıp sulh ceza hâkimi kararına ilişkin güvenceleri Ford Otosan kararındaki konut dokunulmazlığı yaklaşımıyla karşılaştırmak yerine, oldukça katı bir “uygulanacak kural” testi uygulayarak başvuruyu usulden reddetmiştir. Böylece AYM, bireysel başvuruda yerinde inceleme pratiğini konut dokunulmazlığı bağlamında yoğun bir hak eksenli analizle ele almışken; somut norm denetiminde aynı meseleye ilişkin kuralın esasına girmeden, usul şartları üzerinden sınırlı bir inceleme yaptığı görülmektedir.
d) Karşı oy gerekçeleri
Karşı oy yazılarında, öncelikle başvurunun Anayasa’nın 21. maddesinde güvence altına alınan konut dokunulmazlığı çerçevesinde ele alınması gerektiği, işyerlerinde yapılan yerinde incelemelerin de bu kapsamda değerlendirilmesi icap ettiği vurgulanmaktadır. İtiraza konu düzenleme ile Kurul kararı üzerine görevlendirilen denetim elemanlarına, hâkim kararı olmaksızın denetim kapsamındaki işyerlerinin konut niteliğindeki alanlarına girme, kayıt ve verileri inceleme ve örnek alma yetkisinin tanındığı; bu yetkinin yalnızca gecikmesinde sakınca bulunan hâllerle sınırlanmadığı ve her durumda kullanılabilecek şekilde öngörüldüğü, öte yandan hâkim kararının ancak ilgililerin denetimi kabul etmemesi hâlinde devreye girdiği, buna rağmen karar sonrası için de anayasal hâkim güvencesinin öngörülmediği belirtilmektedir. İtiraza konu “gerekli gördüğü hallerde” ibaresinin temel haklara müdahaleyi bütünüyle Kurul’un takdirine bıraktığı, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerin tanımlanmadığı, objektif ölçütler ortaya konulmadığı ve hangi durumda hâkim kararının zorunlu olacağının yeterince netleştirilmediği ifade edilmekte; bu nedenle kanunilik, belirlilik ve keyfiliği önleme ilkeleriyle bağdaşmaz bulunduğu ileri sürülmektedir.
Yerinde incelemenin engellenmesi veya engellenme ihtimali hâlinde sulh ceza hâkimi kararının alınmasını öngören cümlenin de somut olayda uygulanabilir olduğu, konut dokunulmazlığına müdahale eden hukuki rejimin ayrılmaz bir parçası olduğu ve buna rağmen müdahalenin gecikmesinde sakınca bulunan hâllerle sınırlandırılmadığı, hâkim denetiminin istisnaya indirgenerek Anayasa’nın 21. maddesi ile güvence altına alınan hakkı yeterince koruyamadığı dile getirilmektedir. Ayrıca, itiraz konusu kuralların her ikisinin de somut davada uygulanacak nitelikte olduğu, konut dokunulmazlığına müdahaleyi düzenleyen ve uyuşmazlığın çözümünde etkili normlar oldukları, buna karşılık çoğunluğun daha önceki içtihat niteliğindeki kararda işyerlerinde yerinde inceleme yetkisinin konut dokunulmazlığına etkisini Anayasa’nın 21. maddesi bağlamında denetlemesine rağmen bu dosyada aynı yaklaşımı sürdürmediği, içtihat değişikliğinin gerekçelendirilmemesinin ise hukuki istikrar ve öngörülebilirlik bakımından uyumlu olmadığı ifade edilmektedir.
e) Aym kararı – ı – sonuç
Sonuç olarak AYM Kararı – I, Ford Otosan bireysel başvurusuna rağmen Kurul’un yerinde inceleme uygulamasını fiilen sürdürmesi nedeniyle daha çok teorik düzeyde kalan ikiliği önemli ölçüde gideren ve 4054 sayılı Kanun 15.maddesinin anayasal çerçevesine ilişkin bir açıklık sağlayan bir norm denetimi kararı niteliğindedir. AYM, yerinde inceleme yetkisini Anayasa’nın 167.maddesi kapsamında devletin rekabet düzenini koruma yükümlülüğünün bir aracı olarak değerlendirerek “gerekli gördüğü hâller” ibaresini Anayasa’ya uygun bulmuş; buna karşılık, 5054 sayılı Kanun’un 15/3. maddesinde yer alan sulh ceza hâkimi kararına ilişkin cümle, somut davalarda uygulanmadığı gerekçesiyle esasen incelenmemiştir. Bununla birlikte karar, norm denetimi yoluyla Ford Otosan bireysel başvurusunda ortaya konulan hak eksenli içtihattan fiilen bir geri dönüşe işaret etmesi ve bu içtihat değişikliğinin özellikle konut dokunulmazlığı ile kanunilik–belirlilik ilkeleri bakımından yeterince temellendirilmemiş olması nedeniyle hukuki güvenlik” açısından tartışmaya açık olmakla birlikte önceki bireysel başvuru kararından ayrılışını normatif ve gerekçeli bir zemine oturtan, açık bir gerekçe ortaya koymamıştır.
2. AYM KARARI – II
a) Karar konusu ve süreç
11 Aralık 2025 tarihli AYM Kararı – II, Ankara 9. İdare Mahkemesi’nin, uzlaşma süreci sonucunda verilen Kurul’un kararının iptali istemiyle açılan davada, 4054 sayılı Kanun’un 43. maddesinin sekizinci fıkrasında yer alan “Sürecin uzlaşma ile neticelenmesi halinde, idari para cezası ve uzlaşma metninde yer alan hususlar uzlaşmanın taraflarınca dava konusu yapılamaz” hükmünün Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasıyla yaptığı itiraz başvurusu üzerine incelenmiştir.
İtiraz konusu kural, soruşturma sürecinin uzlaşma ile sonuçlanması halinde, hem uygulanan idari para cezasının hem de uzlaşma metninde kabul edilen hususların uzlaşmanın taraflarınca yargı mercileri önünde dava konusu edilemeyeceğini öngörmektedir. Başvuruya konu iddialar, özellikle Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimi ile 36. maddede düzenlenen hak arama hürriyeti ve mahkemeye erişim hakkı çerçevesinde yoğunlaşmıştır.
b) Aym’nin değerlendirmesi
Mahkemeye erişim hakkı ve kanunilik incelemesi
AYM, öncelikle itiraz konusu kuralı Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında “hak arama hürriyeti” ve “mahkemeye erişim hakkı” ekseninde ele almıştır. Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamaların keyfiliğe yol açmayacak şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir olması gerektiğini vurgulayan AYM, bu çerçevede 4054 sayılı Kanun’un 16. ve 17. maddelerinde yer alan idari para cezalarının türü ve miktarının belirlenmesine ilişkin düzenlemelere, ayrıca Kurul’un başlattığı soruşturmaları ve isnat edilen iddiaların türü ile niteliği hakkında ilgili taraflara yeterli bilgi verme yükümlülüğüne atıf yapmıştır.
Bu düzenlemeler ışığında AYM, uzlaşma metninde taraflarca kabul edilen idari para cezasının miktarının ve uzlaşma sonucunun hukuki sonuçlarının kişiler bakımından tümüyle bilinemez olduğunun söylenemeyeceğini, dolayısıyla mahkemeye erişim hakkına sınırlama getiren itiraz konusu kuralın belirsiz ve öngörülemez olmadığı sonucuna varmıştır. Bu kapsamda kuralın “kanunilik” şartını karşıladığı tespit edilmiştir.
Meşru amaç ve kamusal yarar
AYM, itiraz konusu düzenlemenin amacı bakımından yaptığı incelemede, rekabet ihlallerine ilişkin soruşturmaların neden olduğu kamusal maliyetlerin azaltılması, ihlalin ve sürecin hızlı ve kesin biçimde sonuçlandırılması ve bu suretle yargılama süreçlerinin yol açacağı kamusal maliyetlerin düşürülmesi hedeflerine işaret etmiştir.
AYM, uzlaşma usulünün bu yönüyle hem kamusal kaynakların etkin kullanımını hem de yargı mercilerinin iş yükünün azaltılmasını amaçladığını, dolayısıyla kuralın kamu yararına dayalı meşru bir amaca hizmet ettiğini kabul etmiştir.
Ölçülülük incelemesi
- Elverişlilik:
AYM, elverişlilik ilkesi çerçevesinde, soruşturma sürecinin uzlaşma ile neticelenmesi halinde ilgili idari para cezası ve uzlaşma metnindeki hususların dava konusu edilememesinin, rekabet uyuşmazlıklarının hızlı ve kesin biçimde çözümlenmesi ve yargısal iş yükünün azaltılması amacına ulaşmak için elverişli bir araç olduğunu değerlendirmiştir.
- Gereklilik:
Gereklilik yönünden AYM, yargı mercilerinin iş yükünün hafifletilmesi amacıyla hangi araçların seçileceğinin kural koyucunun takdir yetkisine tabi olduğunu belirtmiştir. Anayasa’nın 36. maddesi bakımından kişilerin mahkemeye erişim hakkından feragat etmelerinin kural olarak mümkün olduğunu, ancak bu feragatin Anayasa’ya uygun kabul edilebilmesi için feragat iradesinin açık olması, sonuçlarının kişi açısından makul surette öngörülebilir bulunması ve adil yargılanma hakkına ilişkin asgari güvencelerin sağlanmış olması gerektiğini vurgulamıştır.
Bu çerçevede AYM, uzlaşma sonucunda uygulanan idari para cezasına ilişkin olarak kişilerin iradi kabullerinin açık olduğunu, uzlaşma mekanizmasının 4054 sayılı Kanun’da ayrıntılı şekilde düzenlendiğini ve bu düzenleme sayesinde tarafların uzlaşmanın sonuçları ile dava haklarının kısıtlanmasına ilişkin hükümleri bilebilecek durumda olduklarını tespit etmiştir. Ayrıca 4054 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca Kurul’un, hakkında soruşturma yürütülen teşebbüs veya teşebbüs birliklerine ihlalin varlığını ve kapsamını kabul ettikleri bir uzlaşma metni sunmaları için kesin bir süre vereceği; bu süre zarfında tarafların ihlalin varlığını ve kapsamını kabul etmemesinin mümkün olduğu ve dolayısıyla uzlaşmanın taraflar bakımından bir zorunluluk teşkil etmediği vurgulanmıştır.
AYM, tüm bu unsurlar dikkate alındığında, kuralda öngörülen sınırlamadan daha hafif bir aracın meşru amaca ulaşma bakımından yeterli olmayacağı, bu nedenle düzenlemenin “gereklilik” unsurunu da karşıladığını kabul etmiştir.
- Orantılılık:
Orantılılık bakımından AYM, uzlaşma sürecinin sonuçlarının kanunda açıkça düzenlenmesi nedeniyle tarafların, uzlaşılan hususlara ilişkin dava haklarının bulunmadığını bilebilecek durumda olduklarını bir kez daha hatırlatmıştır. Ayrıca 4054 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca uzlaşmanın sağlanması halinde idari para cezasında %25’e kadar indirim uygulanabileceğini ve bu indirimin 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 17. maddesinin altıncı fıkrası kapsamında yapılabilecek indirimlere engel teşkil etmediğini tespit etmiştir.
Bu indirim mekanizmasının, uzlaşma usulüne başvurmayı teşvik eden ve taraflara somut, maddi bir avantaj sağlayan bir unsur olduğu belirtilmiş; uzlaşma sonucu doğan yargı yoluna başvurmaktan feragat etkisinin, sağlanan indirimler ve sürecin hızlı sona ermesi gibi yararlar karşısında kişiler aleyhine katlanılamaz veya aşırı bir külfet doğurmadığı sonucuna varılmıştır.
c) Aym kararı – ıı – sonuç
Uzlaşma kapsamına giren unsurlar her ne kadar uzlaşma ara kararında tek tek belirlenip nihai uzlaşma metninde yer alsa da, karar sonrasında ortaya çıkabilecek yeni durumlar karşısında uzlaşma kararına karşı yargı yolunun bütünüyle kapalı olması tartışmaya açık görünmektedir.
Nitekim, uzlaşan teşebbüslere toplam ciro üzerinden, uzlaşmayan teşebbüslere ise yalnızca ihlalin gerçekleştiği ilgili pazar cirosu üzerinden idari para cezası uygulanması gibi farklı sonuçlarla karşılaşılabilir. Benzer şekilde, uzlaşma sürecine katılmamayı tercih eden teşebbüsler bakımından soruşturmanın devamında ihlal tespit edilmemesi ihtimali de söz konusu olabilir. Bu tür gelişmeler dikkate alındığında, uzlaşma kararlarının yargısal denetim dışında bırakılmasının ölçülülük ve eşit muamele ilkeleri bakımından tartışma yaratması muhtemeldir.
Karşılaştırmalı hukuka bakıldığında, Avrupa Birliği rekabet hukuku çerçevesinde uzlaşma kararlarının yargısal denetime tabi olduğu görülmektedir. Avrupa Komisyonu tarafından verilen kartel uzlaşma kararları, ilgili kişiler tarafından Avrupa Birliği Genel Mahkemesi önünde dava konusu edilebilmekte; bu mahkemenin kararları ise hukuki meselelerle sınırlı olarak Avrupa Birliği Adalet Divanı nezdinde temyiz edilebilmektedir. Uygulamada uzlaşan teşebbüslerin özellikle para cezasının hesaplanmasına ve kararın gerekçelendirilmesine ilişkin hususlarda bu yargı yollarına başvurdukları örneklere rastlanmaktadır[4].
3. SONUÇ
Sonuç olarak, AYM Kararı – I ile AYM Kararı – II birlikte değerlendirildiğinde, AYM’nin 4054 sayılı Kanun kapsamında Kurul’a tanınan yerinde inceleme ve uzlaşma yetkilerini Anayasa’ya aykırı bulmadığı; yerinde inceleme bakımından Anayasa’nın 167. maddesinde öngörülen piyasa denetimi ve tekelleşmenin önlenmesi yükümlülüğünü, uzlaşma bakımından ise hak arama hürriyetine getirilen sınırlamayı kanunilik, meşru amaç ve ölçülülük ilkeleri çerçevesinde genel olarak kabul ettiği görülmektedir.
AYM Kararı – I özelinde, Ford Otosan bireysel başvurusuyla ortaya çıkan hak eksenli yaklaşımın somut norm denetimi kararında sürdürülememesi ve bu yön değişikliğinin konut dokunulmazlığı ile hukuki öngörülebilirlik bakımından sınırlı gerekçeyle temellendirilmesi, öğretide ve uygulamada eleştiri konusu yapılmaya müsaittir. AYM Kararı – II bakımından ise, iptal talebinin reddiyle uzlaşma kurumunun usul ekonomisine ve Kurul’un etkinliğine hizmet eden yönlerinin teyit edildiği; buna karşılık, uzlaşma kararlarına karşı yargı yolunun kapatılmasının mahkemeye erişim hakkı ve hak arama özgürlüğü ekseninde belirli soru işaretlerini beraberinde getirdiği söylenebilir.
Bununla birlikte, uzlaşma kararlarının yargısal denetime kapalı tutulmasına ilişkin yaklaşımın, büyük ölçüde yerleşik uygulama ve Kurul pratiğiyle paralellik arz ettiği; öte yandan, bu modele yöneltilen farklı ve eleştirel görüşlerin doktrinde ve uygulayıcılar nezdinde varlığını koruduğu görülmektedir. Bu tablo, yerinde inceleme ve uzlaşma kurumlarına ilişkin anayasal tartışmaların orta vadede de gündemde kalmaya devam edeceğine işaret etmektedir.
[1] https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/02/20260217-7.pdf
[2] https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/Dosyalar/Kararlar/KararPDF/K.2025-258.nrm.pdf
[3] https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/40991
[4] https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/PDF/?uri=CELEX:62017TJ0466 / https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=celex:62015TJ0180



